İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe (R.A)'in Hayatı

İlmî Tartışmaları

Medine’de bir araya geldiklerinde İmâm Bâkır (r.a.); “Dedem (s.a.v.)’in dînini değiştiren, hadîsleri terkederek kıyası kullanan sen misin?” diye sordu. İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe (r.a.); “Böyle bir şey yapmaktan Allâh (c.c.) korusun” diye karşılık verdi. İmâm Bâkır (r.a.)’in; “Hayır sen dedem (s.a.v.)’in dînini değiştirdin” diye tekrar etmesi üzerine Ebû Hanîfe (r.a.); “Ben size karşı sahâbenin Hz. Peygamber (s.a.v.)’e duyduğu saygıyı duymaktayım, ikimiz de layık olduğu yere oturalım da bu meseleyi konuşalım” dedi. Bunun üzerine İmâm Bâkır (r.a.) oturdu. Onun önüne diz çökerek oturan Ebû Hanîfe (r.a.); “Bazı sorular soracağım, bunları bana cevaplamalısın” dedi. Ebû Hanîfe (r.a.)’in; “Erkek mi yoksa kadın mı daha zayıftır?” sorusuna İmâm Bâkır; “Kadın” dedi. İkinci olarak Ebû Hanîfe (r.a.); “Ganimette kadın ve erkeğin hisseleri ne kadardır?” diye sordu. İmâm Bâkır bunu; “Erkeğin iki, kadının bir hissesi vardır” diye cevapladı. Bunun üzerine İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe (r.a.); “Bu, deden (s.a.v.)’in belirlediği taksimdir.

Eğer ben kıyası esas alıp deden (s.a.v.)’in dînini değiştirseydim, kadın daha zayıf olduğu için ganimette erkeğin bir, kadının iki hissesinin olduğunu iddia ederdim.” Üçüncü olarak Ebû Hanîfe (r.a.); “Namaz mı daha faziletli oruç mu?” diye sordu. İmâm Bâkır’ın; “Namaz” diye karşılık vermesi üzerine Ebû Hanîfe (r.a.); “Bu, deden (s.a.v.)’in açıklamasıdır. Eğer ben kıyası esas alıp deden (s.a.v.)’in dînini değiştirseydim, kadının hayızdan temizlendikten sonra orucu değil, namazı kaza etmesini söylerdim” dedi. Dördüncü olarak Ebû Hanîfe (r.a.); “İdrar mı meni mi daha necistir?” diye sordu. İmâm Bâkır’ın; “idrar” diye karşılık vermesi üzerine Ebû Hanîfe (r.a.); “Eğer ben kıyası esas alıp deden (s.a.v.)’in dînini değiştirseydim, idrardan dolayı gusül, meni sebebiyle ise abdest alınmasını söylerdim, fakat kıyasla senin deden (s.a.v.)’in dînini değiştirmekten Allâh (c.c.)’e sığınırım” dedi. Bu açıklamalar üzerine İmâm Bâkır (r.a.) ayağa kalktı ve Ebû Hanîfe (r.a.)’i alnından öperek ona değer verdiğini ifade etti.

Burada, İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe (r.a.)’in fıkıhta belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra büyük günah işleyen kimseyi tekfir eden Haricîlerle yaptığı ilmî bir tartışmasını daha zikredelim. Rivâyete göre bir gün Haricîlerden bir grup gelerek Ebû Hanîfe (r.a.)’e; “Mescidin kapısı önünde iki cenaze bulunmakta, bunlardan biri şarap içmesi sonucu ölen bir erkeğe, diğeri ise zina edip hamile kalan, daha sonra da intihar eden kadına aittir” dediler. Ebû Hanîfe (r.a.); “Bunlar yahûdî, hıristiyan veya mecûsi mi, hangi dine mensup?” diye sordu. Onlar; “Allah (c.c.)’nun birliğine, Muhammed (s.a.v.)’in Onun elçisi ve kulu olduğuna inanan müslümanlar” dediler. Ebû Hanîfe (r.a.); “Bunların îmânı üçte bir, dörtte bir veya beşte bir midir?” diye sordu. Onlar; “Îmân üçte bir, dörtte bir veya beşte bir olmaz, îmân bir bütündür” dediler. Ebû Hanîfe (r.a.); “Haklarında sorduğunuz iki kişinin mü’min olduklarını söylediniz değil mi?” diye sorunca onlar; “Bunu bırak da sen bize bu iki  kişinin cennetlik mi cehennemlik mi olduklarını söyle” dediler. Bunun üzerine Ebû Hanîfe (r.a.); “Buna rağmen siz bu iki kişinin cennete girmeyeceğinde ısrar ediyorsanız, bundan daha büyük günah işleyenler hakkında Hz. İbrahim (a.s.)’ın; ‘Kim de bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan, pek esirgeyensin’, Hz. İsâ (a.s.)’ın; ‘Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz Sen izzet ve hikmet sahibisin’, ‘Sana düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana îmân eder miyiz hiç’ diyenlere karşı Hz. Nuh (a.s.)’ın; ‘Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur. Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz. Ben îmân eden kimseleri, yine Hz. Nuh (a.s.)’ın; ‘Sizin gözlerinizin hor gördüğü kimseler için, Allâh (c.c.) onlara asla bir hayır vermeyecektir diyemem. Onların kalplerinde olanı, Allah (c.c.) daha iyi bilir. Onları kovduğum takdirde ben gerçekten zalimlerden olurum’ şeklindeki sözlerini hatırlatırım” diye karşılık verince Hâricîler silahlarını bıraktılar.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu